SON DAKİKA

ÇERMİK GAZETESİ
reklam
Bülent Boztepe

Dile getirilen gerçekler!

Dile getirilen gerçekler!
Bu haber 21 Ocak 2018 - 23:53 'de eklendi ve 40 kez görüntülendi.

Çevrenize bir bakın, sosyal ve ekonomik durumu izleyin ve irdeleyin.

Maalesef ülkemiz zor bir dönemden geçiyor. İşler hiç de iyi gitmiyor. Çalışanından, esnafından, memurundan üretenden ve tüketenden “Durum iyi değil” sözünü duyarsınız.

Doğru söze ne denir…

Bakınız insanlar iş ve aş veren, ülkemizin en önemli sivil toplum kurulu olan TÜSİAD’ın geçen hafta içerisinde bir toplantısı oldu. Toplantıda gerek Başkan ve gerekse Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Sayın Tuncay Özilhan yaptığı konuşmada gerçekleri gözler önüne serdi. İşte Sayın Özilhan’ın konuşmasında özetler;

“Türkiye hem kendi içinde, hem küresel düzeyde meydana gelen gelişmeyi iyi tahlil etmeli. Hala eskiyi geri getirmeye çalışmak günün gerçekleri ile uyumlu olmadığı için yapılabilir değil. Eski sistemi yeniden kurmaya çalışmak, başarısızlık ve hayal kırıklığı doğurur. Yapmamız gereken şey, Türkiye’nin bu değişime uyum sağlamasını sağlamaktır. Değişime alışmak, ayak uydurmak zorundayız. Her şeyden önce, siyasi partiler, iktidarıyla, muhalefetiyle bu değişimi doğru okumak, bir gelecek vizyonu ortaya koymak, Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üretmek ve toplumu geleceğe hazırlayacak projeler üretmek durumunda. Geleceğe ilişkin beklentilerin ve umudun olmadığı bir coğrafya, kendi içinde kavgaya tutuşur. Toplum karşıt kamplara ayrışır. Çözümsüzlüğün ve ümitsizliğin sorumluluğu, karşı kampa yıkılır. Bu sürecin, hiç kimsenin tercih etmeyeceği bir durumla sonuçlanmaması için, herkes üstüne düşeni, bugün yapmalı. İktidar tüm toplumu kucaklamalı, muhalefetin önünü açmalı, sorunlarımızı beraberce aşmak için, daha iyiyi hep beraber bulmak için topluma tartışma ortamı sağlamalı. Muhalefet yapıcı projelerle halka umut aşılamalı.

Sorunlar karşısında nihai çözüm yerine geçici önlemlerle yetiniliyor. 1990’lardaki ekonomik sorunlarımız adeta bir bir geri dönüyor. TL’nin değerinde yine aşırı dalgalanmalar yaşanıyor. Fiyat istikrarını sağlamak bir yana, enflasyonu yüzde 10’un altında tutmakta zorlanıyoruz. Cari açık, yeniden gayri safi yurtiçi hâsılanın yüzde 5’lerine doğru tırmanışta. 2000’li yıllarda makro ekonomik istikrarı sağlamakta en etkili politikalardan biri olan bütçe disiplini eskisi gibi değil, bütçe dengesinde bozulma eğilimi başladı. Doğrudan yatırımlar 10 sene önceki seviyenin yarısına düştü. Türkiye’nin toplam net borç stoku gayri safi yurtiçi hâsılasının üçte birine dayanmış durumda. Özel sektörün yurtdışı borçları 235 milyar dolara ulaştı. Hane halkları bile artık daha borçlu. Kredi Garanti Fonu sayesinde geçen sene bankalar reel sektörü finanse etmiş; bu sayede büyüme hızlanmıştı. Fakat kredi artış hızı artık reel olarak durma noktasına geldi. Artık bankacılığın reel sektörü destekleme imkânının kalmadığı yorumları yapılıyor. Büyüme, kredi genişlemesine, krediler de yurtdışından borçlanmaya endeksli. Şu veya bu sebepten dolayı yeterli dış kaynak temin edilemezse, ekonominin çarkları dönmez hale gelecek. Şirketler zor durumda kalınca, bankalara geri dönmeyen kredi tutarı artacak. Bankalar kredileri daha da kısmak zorunda kalacak. Biliyoruz ki finansal krizler böyle başlar.

Türkiye üretmiyor. Hem tarım, hem de sanayi üretiminde kan kaybediyoruz. 1990’larda tarım ve sanayinin gayri safi yurtiçi hâsıla içindeki payı yüzde 40’ların üzerinde idi. Artık bu oran yüzde 30’ların altına indi. Üretmeden tüketiyoruz. Tüketmek için de borçlanıyoruz.”

Peki, bu duruma ülke nasıl geldi? Son 15 yılın yönetimine bakınız. Orada görürsünüz.

Görüşmek dileğiyle.

Hoşçakalın…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
şanlıurfa urfa