Depreme karşı alınmayan önlemlere dikkat çeken Tanrıkulu, “Bilim insanlarının, uzmanların tüm çağrılarına karşın depremden önce hiçbir önlem alınmadı. Çürük zeminlere mahalleler hatta kentler kurulmasına göz yumuldu, vatandaşların afet anında toplanacağı alanlara alışveriş merkezleri dikildi, “imar affı” diye çürük binalara sağlam raporu verildi. Her şey rant için…

Zamanında imar affının sorunları çözdüğünü anlatan Cumhurbaşkanının depremden sonra (Nisan ayında) “katalog suçlar kapsamına alacağız” dediğini unutmuyoruz…

Depremin ardından AKP İktidarı, saatler bir yana günlerce arama kurtarma yardım çalışmalarına başlayamadı. Eşgüdüm yokluğu yüzünden ekipler gerekli yerlere gönderilemedi, arama çalışmalarında büyük yarar sağlayacak askeri birliklerin kışladan çıkmasına izin verilmedi, yardımların ulaştığı yerlerde ise AKP’ye oy verenler vermeyenler ayrımı açık açık yapıldı, halkımızın ulaştırmaya çalıştığı yardımlara el konuldu, CHP’li belediyelerin yardım çalışmaları açıkça engellendi…

Vatandaşların kendi olanaklarıyla kurduğu çadır kentlerin yıkılmasını da, Diyarbakır’da Dicle nehri yatağına çadır kent kurulmasını da unutmuyoruz…

Resmi açıklamalara göre 50 bin dolayında, İstanbul Büyükşehir AKP Adayına bakılırsa 130 bin vatandaşımızın yaşamını yitirdiği (Gerçekte yaşamını yitiren vatandaşlarımızın çok daha fazla olduğunu biliyoruz) depremlerin ardından insanlarımız acılarıyla baş başa bırakıldı. AKP iktidarının tek derdi ise TOKİ eliyle müteahhitlerin zengin edilmesi…

Bu arada İçişleri Bakanı da 6 Şubat Depremlerinde yaşamını yitirenlerin sayısının 53 bin 537 olduğunu, 107 bin 213 kişinin de yaralandığını ifade etti.

Depremin ardından 300 bin cep telefonunun ve 183 bin kredi kartının hiç kullanılmadığı haberleri basına ve sosyal medyaya yansımıştı. Bu rakamlar bile can kaybının düzeyi konusunda bir fikir veriyor” ifadelerini kullandı.

Tanrıkulu, depremin felakete varan sonuçlarını adı adım şöyle sıraladı:

Felakete adım adım…

Depremi “felakete” çeviren yoldaki bazı adımları örneklemek gerekirse:

1-Cumhurbaşkanı depremden tam bir yıl önce (4 Şubat 2022), İskenderun’un 6 mahallesindeki bazı bölgeleri “riskli alan” ilan eden kararı iptal etti.

5 Şubat 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Erdoğan imzalı karar şöyle:

“Hatay İli İskenderun ilçesi Meydan, Cumhuriyet, Modernevler, Numune, Pınarbaşı ve Esentepe Mahallelerinde bulunan bazı alanların riskli alan ilan edilmesi hakkındaki 16/09/2013 tarihli ve 2013/5382 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararının yürürlükten kaldırılmasına, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi gereğince karar verilmiştir.”

II-AFAD’ın depremle ilgili donanım ve cihaz eksikliklerini gidermek için 2022 yılında çıktığı 5 ihalenin çeşitli gerekçelerle iptal edildiği ortaya çıktı. İptal edilen ihalelerde sismometre, sismik sayısallaştırıcı, deprem gözlem istasyonu alınması planlanıyordu.

III-AFAD Raporuna göre, kurumun 2022 yılının ilk 6 ayında afete müdahale çalışmaları için yaptığı harcama, bir önceki yıla göre yüzde 93,96 oranında azaldı.

IV-AFAD, Van Depreminin ardında kurum aleyhine açılan ve kaybettiği davalar nedeniyle hak sahiplerine 14,4 milyon lira tazminat ödemek zorunda kaldı. Raporda, tazminat ödemesi yapılacak bin 500 dava daha olduğu ve mahkeme süreci devam eden bin 100 dava dosyası bulunduğu belirtildi.

V-Antakya’da 78 kişinin hayatını kaybettiği Farklı Yaşam Rende Sitesinde çöken binaların alt katlarındaki kolonların kesilmesi nedeniyle binanın müteahhidi tarafından yapılan suç duyurusuna takipsizlik verildiği ortaya çıktı.

VI-Hatay Havalimanı için proje aşamasında Hava Kuvvetleri, bilirkişi ve mahkemenin “yapılamaz” dediği ortaya çıktı. Depremlerde pisti kırılan Hatay Havalimanı’nın bilirkişi raporlarına, mahkeme kararlarına ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının karşı görüşüne rağmen yapıldığı ortaya çıktı.

VII-İlk açılan davada deprem riskine dikkat çekilirken ikinci davada bu risk dile getirilmedi. Proje, tüm itirazlara rağmen iktidarın ısrarıyla yapıldı. Deprem ve öncesinde havalimanını iki kez su basmıştı.

VIII-Kahramanmaraş’ın depreme hazır olmadığı yönündeki AFAD Raporu basına yansıdı. Benzer bir raporun Hatay Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Utku Şahin tarafından 2020 yılında Hatay için de hazırlandığı belirlendi. Her iki raporda da, kentlerin depreme hazır olmadığı, vatandaşların deprem tehlikesinden habersiz olduğu anlatılıyor.

IX-AFAD’ın 2022 yılında hazırladığı deprem senaryolarında, depremlerde en çok yıkımın yaşandığı Hatay ve Adıyaman’a ilişkin uyarıları olduğu ortaya çıktı. Deprem senaryosunda, Adıyaman için Mart 2023 işaret edilirken Hatay için “riskin gün geçtikçe arttığı” kaydedildi. Sonuçta kendi hazırladığı senaryoyu dikkate almadığı ortaya çıkan AFAD’ın raporunda depremin afete dönüşme nedenleri arasında “kentsel dönüşümdeki yavaşlık, yurttaşların kiriş, kolon gibi sistemlerde izin almadan yaptığı değişiklikler, karar vericilerin yeni yerleşime açılacak alanlarda imar planlaması esnasında imara esas etüt sonuçlarının değerlendirilmeden imara açmaları” gösterildi.

X-21 yılda 11 imar affı çıkarıldı. AKP iktidarının 2018’de çıkardığı son afla, 6 milyon konut ve yapı kayıt belgesi aldı. Depremden etkilenen 10 kentte ise 294 bin 165 binanın imar affı kapsamında yasal koruma altına alındığı ortaya çıktı.”

Depremin ardından arama kurtarmada yaşanan sorunlara ilişkin de Tanrıkulu, şunları ifade etti:

“Arama kurtarma çalışmalarının nasıl yürütülmediği konusunda TMMOB’un depremin sekizinci ayında yayınladığı raporda şu bilgi verilmişti:

“AFAD’ın açıklamasına göre depremden bir gün sonra 07 Şubat 2023 saat 19.00 itibarıyla “Bölgede AFAD, PAK, Jandarma, DAK, Milli Savunma Bakanlığı, UMKE, İtfaiye, Milli Eğitim Bakanlığı, STK ve Gönüllüler, Güvenlik, Yerel Destek Ekiplerinden görevlendirilen personel ile uluslararası arama-kurtarma ekiplerinden oluşan toplam arama ve kurtarma personeli sayısı 60.217’dir. Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde diğer ülkelerden yardım için gelen 3.251 personel afet bölgesine sevk edilmiştir.”

İfade edilen rakamın gerçeği yansıtmadığı bilinmektedir. Ancak doğru olduğu varsayılsa bile ilk bakışta oldukça yüksek görünen görevli insan sayısı bile etki alanı oldukça büyük olan deprem bölgesi için gerçekte yeterli değildir.”

Depremin yıkıcı tablosu

DEPREMDEN ETKİLENEN İLLER  YIKIK BİNA          GEREKLİ EKİP SAYISI       GEREKLİ KİŞİ SAYISI

ADANA 88           12           240

ADIYAMAN        5.826     809         16.180

DİYARBAKIR       21           3             60

ELAZIĞ 56           8             160

GAZİANTEP        3.783     525         10.500

KAHRAMANMARAŞ       7.307     1.014     20.280

MALATYA           4.238     589         11.780

HATAY  13.883   1.912     38.240

KİLİS      448         62           1.240

OSMANİYE         649         90           1.800

ŞANLIURFA        633         88           1.760

TOPLAM              36932    5112      102240

Koordinasyon sorunu

Tanrıkulu, AFAD’ın 8 Mart 2023 tarihli Kahramanmaraş Depremleri iller icmali kullanılarak hazırlanan tablosundaki verileri sıraladıktan sonra, arama-kurtarma çalışmalarında ilk 3 günün en yaşamsal önemi olduğuna dikkat çekerken, kriz merkezinin kurulmamış olmasından kaynaklı arama-kurtarma çalışmalarına başlanmadığını belirtti.

Tanrıkulu, sözlerine şöyle devam etti: “Afet koordinasyonundan ve acil müdahaleden sorumlu olan AFAD, deprem sonrası ilk iki gün bazı bölgelere hiç gitmemiş, bazı bölgelerde ise çok az sayıda ekip bulundurabilmiş, ekip ve ekipman yetersizliği nedeniyle etkin bir arama-kurtarma çalışması yapamamıştır. Öyle ki defin işlemleri için dahi iş makinesi, kepçe ve kürek temin edilememiştir. Arama-kurtarma çalışmaları önce bölge halkının, sonrasında ise ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin çabasıyla el yordamıyla yürütülmüştür.

Bölgedeki pek çok köye ne arama-kurtarma ekipleri ne de yardımlar ulaşabilmiştir. Yaptığımız inceleme çalışmaları sırasındaki gözlemlerimiz ve bölge halkının aktarımlarından, depremde yaşamını yitirenlerin gerçek sayısının resmi olarak açıklanan sayıdan çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Arama-kurtarma çalışmalarının geç başlaması ve iyi yönetilememesi can kaybının artmasına neden olmuştur.

Ölen insan sayısının bu denli artmasına neden olan faktörlerin en önemlileri, geç müdahale, kamu otoritesinin eksikliği, afete hazır olmama, koordinasyonu sağlayacak afet yönetim planının olmayışının getirdiği plansızlık ve koordinasyon eksikliği, acil müdahale sağlık merkezlerinin oluşturulamaması, zorlu kış şartlarında barınma ihtiyacının giderilememesi olarak sıralanabilir.”

‘Deprem bölgesinde 98 kişi halen kayıp’

Depremin kayıp çocuklarına ilişkin de Tanrıkulu şunları söyledi:

“Depremin hemen ardından çok sayıda çocuğun kaybolması da gündeme geldi. Depremden iki gün sonra, Aile ve Sosyal Hizmetler Eski Bakanı Derya Yanık, kayıp çocuk vakası olmadığını açıkladı.

Ancak Afet Çocuk Sivil Koordinasyon Ekibinin 11 Şubat’ta yayınladığı bilgi notunda deprem bölgesinde en az 168 çocuk için arama ilanı olduğu aktarıldı. Bu ve benzeri haberlerin yayılması üzerine Bakanlık, yoğun bakımda olduğu için kimliği tespit edilemeyen çocukların olduğunu açıklamaya başladı. Ancak kayıp çocuklar konusu AKP iktidarının bilgileri gizlemesi nedeniyle tam olarak açıklığa kavuşturulamadı.

Kayıp Çocuklar konusunda 2023 Temmuz ayında yaptığımız açıklamada şu bilgileri vermiştik:

“CHP Deprem Kayıp ve Kimsesiz Çocuklar Komisyonu”na ulaşan son verilere göre, deprem bölgesinde 98 kişi halen kayıp. Kaybolanların 47’i 18, 41’i ise 15 yaş altında… (Bu arada hakkında kayıp başvurusu yapılmayan, naaşları enkaz kaldırma çalışmalarında kaybolan kişiler hakkında hiçbir bilgi olmadığını unutmamak gerekiyor.)

Depremin ardından Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi ve 13 sivil toplum kuruluşu “Diyarbakır Çocuk Hakları Odaklı Kriz Yönetim Ağı” oluşturdu. “Yönetim Ağı” tarafından Diyarbakır’daki geçici barınma alanlarındaki çocukların durumuna ilişkin raporda, insan sirkülasyonun fazlalığı, alanların çoklu ve tanıdık olmayan kişilerle ortak kullanılması nedeniyle çocukların güvenlik ihtiyacının karşılanmadığı belirtilmişti. Raporda, “Çadır ve toplanma alanları çocuklar yönünden barınma, yemek, güvenlik, sağlık ve oyun gibi temel ihtiyaçlar noktasında yetersiz kalmakta ve bu haliyle çocuğun iyi olma halini ve yüksek yararını dikkate almayan bir durum oluşturmaktadır. Aksaklıkların ve ihlallerin artmasının bir diğer sebebi de devletin ilgili kurumlarının koordinasyonsuzluğudur” denilmişti.”

Tanrıkulu, tarikatlar, verilerdeki çelişkiler ve rant hırsı başlıklarında da yaşanan sorunları şöyle özetledi:

Tarikatlar

Depremde yakınlarını kaybeden çocukların tarikatlara teslim edildiği haberi ilk olarak Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından gündeme getirilmişti. İstanbul Beykoz’da bir kişinin ÇHD’ye ulaşıp gördüklerini anlatması üzerine suç duyurusunda bulunulmuştu. Bunun ardından deprem mağduru çocukların başka kentlerde de tarikatlara, cemaatlere teslim edildiği haberleri kamuoyunun gündemine gelmişti…

Çelişkili veriler

TBMM Çocuk İstismarının Araştırılması Komisyonunun deprem bölgesindeki çocuklarla ilgili çalışmaları değerlendirmek için 8 Mart 2023 tarihinde yaptığı toplantıda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet'in elindeki veriler arasında fark olduğu ortaya çıkmıştı.

Toplantıda, iktidar kanadından herhangi bir muhatap bulamadıklarını belirten CHP Ankara Eski Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, “Günlerdir çalışıyoruz, ihbarları tek tek değerlendiriyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanına ulaşıp, çalışmalarımızı ortaklaştırmak istedik; Sayın Bakandan randevu dahi alamadık. Hala da ne arayan ne de soran var. Adeta iğneyle kuyu kazıp kayıp, kaybolan insanlarımızı arıyoruz” dedi.

İçişleri Bakanlığı yetkilisi, 213 kişinin kayıp olduğunu söylerken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 78 kayıp olduğu belirtildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ise (8 Mart tarihi itibarıyla) deprem bölgesinde 55 çocuk ve 140 yetişkin hakkında kayıp başvurusu olduğunu söyledi.

Bütün bunlara karşın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanının geçen ay, 11 Ocak 2024 tarihinde, “kayıp depremzede çocuklar” iddiasını yalanlamaya çalıştı. “1912 çocuğumuzdan bir tanesinin bile kayıp olması durumunun söz konusu olmadığını tekrar ilan ediyorum. Bu çocukların kimlik tespitleri devletin bütün birimleriyle titizlikle yapıldı” dedi.

Afet Çocuk Sivil Koordinasyon ekibinden Hatice Kapusuz ise 1 Şubat Günü yaptığı açıklamada, “Biz internet ve sosyal medya üzerinden oluşturduğumuz kayıp çocuk listesiyle hareket ettik, bizim elimizde yaklaşık 600 çocuğun olduğu bir liste vardı. Zamanla bu çocukların bir kısmının hayatını kaybettiğini, bulunduğunu teyit ettik. Ancak süreci tamamladığımızda yalnızca bizim listemizde 300’e yakın çocuk vardı” dedi.

Kapusuz, aramalarını Türkçe yaptıklarına bölgede yaygın olarak konuşulan Arapça, Kürtçe aramaları eklemediklerine bu rağmen sayının çok fazla olduğuna da dikkat çekti.

Deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınlarıyla Dayanışma Derneği’nin 1 Şubat Günü Ankara Ulus Meydanında yaptığı basın açıklamasında konuşan yönetim kurulu üyesi Sema Güleç, “11 ilde 38’i çocuk olmak üzere hala kayıp olan 145 kişinin akıbetini bilmiyoruz” dedi.

Altan Tan İmralı'ya nasıl gitti? Altan Tan İmralı'ya nasıl gitti?

Sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının, vatandaşların tüm çağrılarına karşın iktidarın sorunların üzerini örtme, TBMM’yi devre dışı bırakma ve her şeyi güllük gülistanlık gösterme çabalarında bir değişiklik olmadı.

Rant hırsı

AKP İktidarının yıkılan kentlerde vatandaşlara başlarını sokacak bir yuva sağlama kaygısı olmadığı depremin hemen ardından anlaşılmıştı. Artçı sarsıntılar sürerken zeminin durumu belli olmadan temel atmaya başladıklarını görmüştük.

TOKİ Başkanının fay hattının birkaç yüz metre yakınına bina yapılabileceğine ilişkin açıklamaları da hafızalarda… Israrla üzerinde durduğumuz Fay Yasası’nın iktidar tarafından engellendiğini de tekrar hatırlatmakta fayda var…

Rant hırsı Aralık Ayında kabul edilen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile resmileşti…

İlk olarak 31 Mayıs 2012 tarihinde yürürlüğe giren “6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”, “Mimarlık” dergisinde şöyle eleştirilmişti:

Hukuka dayalı toplumlarda idarenin her türlü işlem ve eyleminin yargısal denetime tabi olduğu açıktır. Bu durum Anayasa tarafından da kabul edilmiştir. Devlet, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini koruma ödevi altındadır. Ancak bu yasanın düzenlenme biçimi ve kavramların inşası anlaşılacağı üzere afet odaklı bir dönüşüm değildir. Afet süreçlerine odaklanmamış bir yasa, temel önceliğini kentsel arsa stoku ve bu arsa stokunun finansal ve mali araçlarını inşa etmeye odaklamıştır. Ancak bunlarla da yetinilmemiştir. Bu süreç karşısında yargısal yolla hak arayacak kişi ve kurumların hak arama özgürlüklerinin alanı da daraltılmıştır.

Riskli olsun veya olmasın uygulama bütünlüğü gerekçesiyle tüm yapı stokunun bu yasa kapsamında olduğuna hiçbir şüphe yoktur. Ancak sadece yapılı çevre değil, aynı zamanda doğal çevre de “rezerv yapı alanı” kavramsallaştırması içinde bu yasa kapsamına alınmıştır. 2008 yılında tüm dünyayı vuran konut piyasalarındaki finansal krizden beslenen yapısal sorunlar, geç kapitalistleşen Türkiye açısından bir fırsat olarak görülmekte ve bu anlamda “afet” bu ekonomik fırsatçılığın bir gerekçesi haline dönüşmektedir. Bu fırsatçılığın ortadan kaldırdığı ise en temelde hak ve özgürlükler olacaktır. Bu yöndeki deneyimler önümüzdeki günlerde tüm sonuçlarını doğuracaktır.

Kanun ile herhangi bir taşınmazın rezerv yapı alanı olarak belirlenebilmesi için meskun alanlar dışında olması şartı kaldırıldı. Bu da Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığının kent içinde bulunan ve depremde yıkılma riski olmayan yapılara da “rezerv alanı” ilanıyla el koyabilmesinin yolunu açtı.”

Editör: Nazmi Kahraman