Babası vali olmasını isterken o dünyanın da tanıdığı Diyarbakır'ın ünlü bir şairi oldu.

Diyarbakır en düşük oranı gördü Diyarbakır en düşük oranı gördü

Siyasî, ekonomik ve kültürel olarak donanımlı ve köklü bir aile olarak bilinen Pirinççizadeler'in ilk torunu olarak 2 Ekim 1910'da Diyarbakır’da dünyaya gelen Tarancı, ilk eğitimine Diyarbakır’da, Nümune-i Terakki-i Hamidi Mekteb-i İptidai’de başlar. Bir yıl sonra Mekteb-i Sultani’ye kaydolur.

Bu okulu bitirdikten sonra, aile geleneğine uyularak, 14 yaşında İstanbul’daki Saint Joseph Lisesine gönderilir. Dört yılın sonunda buradan mezun olunca 1928’de Galatasaray Lisesine yazılır ve zaman zaman ikmale kalsa da 1931’de okulu bitirir. 

tarancı

Babasının isteğiyle kaydolduğu Mekteb-i Mülkiye'de devamsızlık nedeniyle sınıfta kalan ve eğitimini tamamlayamadan ayrılan Tarancı'nın İstanbul'daki bu prestijli okullarda okumasının bir nedeni de vali olması. Babası oğlunun aile adına iyi bir şekilde yaşaması amacıyla vali olmasını isterken, o tüm bunları bırakarak şairliği seçti.

Atandığı bir çok memurluğu bırakan ve daha çok yazmaya zaman ayıran Tarancı 1938’de Paris'e giderek, Sciences Politiques’e kayıt yaptırır, aynı zamanda Paris Radyosu Türkçe Yayınlar Servisinde spiker olarak çalışmaya başlar. Bu dönemde hayatından memnun olan şairin Paris günleri, Alman uçaklarının Paris'i bombalaması ile biter. 

10 GÜN BİSİKLET SÜRER VE DİYARBAKIR'A GELİR 

1940 yılında Paris’ten bisikletle on gün süren bir yolculukla Bordeux’ya varan Tarancı, oradan da birkaç gün daha süren yolculuk sonrasında Türkiye’ye ve Diyarbakır’a ulaşır. 

Babasının vali olarak görmek istediği oğlu yüksekokul bitiremeden baba ocağına dönmüştür. 

CHP ŞİİR ÖDÜLÜNÜ ALDI 

Bir süre İstanbul'a taşınan babasının yanında çalışan Tarancı, 2 Aralık 1944 tarihinde Ankara’ya yerleşir. Burada da farklı alanlarda çalışır, ancak hiçbir işine bağlılıkla devam etmez. 1946 yılında Otuz Beş Yaş şiiri ile CHP şiir ödülünü kazanır ve iyice tanınır.

SEVDİĞİYLE 3.5 YIL EVLİ KALABİLDİ

Çalışma Bakanlığında 3 Aralık 1947'd işe başlayan ünlü şair, burada daha ilk görüşte aşık olduğu Cavidan Hanım’la 4 Temmuz 1951'de evlenir. Evlilik sonrası düzenli ve mutlu bir hayata adım atan sanatçı en güzel aşk şiirlerini bu dönemde yazar. 

Ancak mutlu günler çok uzun sürmez ve 18 Ocak 1954 günü Tarancı felç geçirir.  Ankara ve İstanbul’da çeşitli doktorlar tarafından muayene edilen sanatçı ümitsiz olarak, memleketi Diyarbakır’a gönderilir. Burada bir yıl kadar, hiçbir tedavi 
almadan kaldıktan sonra eşi vasıtası ile Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fizyoterapi Kliniğine yatırılır. On bir ay süren tedavi sonucunda, şairde olumlu değişmeler olur.

ÜSTÜ AÇIK KALINCA ÖLDÜ

Sanatçının eşi Cavidan Hanım, dönemin Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu ile görüşür ve Ağaoğlu Tarancı’nın Viyana’daki hastaneye gönderilmesine yardım eder. Masraflar devlet tarafından karşılanır. 

6 Eylül 1956 yılında Viyana’ya gönderilen sanatçıda tedavi olumlu etkiler gösterir. Ancak, bir ekim gecesi odasında refakat eden kimsenin olmayışı sonucu, tüm gece üstü açık kalan felçli hasta zatürre olur ve 12 Ekim 1956 tarihinde vefat eder. 26 Ekim 1956’da ise Cebeci Asrî Mezarlık’a defnedilir.

KAYNAK: Fatma Üçler / Kocaeli Üniversitesi, Türk Dili Bölümü öğretim Görevlisi

Editör: EYYUP KAÇAR